KIRANTA RAGIP BEY

0
257
KIRANTA RAGIP BEY
KIRANTA RAGIP BEY

Gençliğinde Kahveci Namık’a çırak dururdu. Eline ayağına öyle hızlıydı ki kalabalık günlerde yirmi çayı iki askıyla beş dakikada dağıtır, ocakçıyı illet ederdi.

Askere kadar kâğıt oyunu nedir bilmezdi. Kıvrak zekâsı ve yetenekli elleri sayesinde iyi bir poker oyuncusu oldu. Yüzündeki bütün kasları kontrol etmeyi, usta oyuncuları gözleyerek öğrendi. Oyunda yüzüne bakarak elini okumak gafletinde bulunanlar dalıp gider, kendi elindeki kâğıdı unuturdu. Kesinlikle kumarbaz değildi. İhtiyacı olan parayı kazanmak için oynardı.

Dünyada yeteri kadar hırslı, aptal ve bol paralı insanlar olduğunu keşfettiği günden beri hiç çalışmadı. Sonra, “Baykuşun kısmeti ayağına gelirmiş.” atasözünü yakıştırdı kendine. “Ben gecelerin baykuşuyum” dermiş anasına.

Kuru Firdevs’in Ragıp diye bilinirdi. Evliliğinin dördüncü yılında, karısı iki çocuğu başına yıkıp terk etmiş. “Gece kumarda, gündüz uykuda. Birinciyi bilirim de ikinciyi ne ara yaptık bilmiyom valla.” dermiş Acukaların Emine’ye. O günden beri çocuklara Kuru Firdevs bakar. Yeri gelince, hem ana hem babadır Firdevs. Taş gibi serttir. Biriyle dalaşacaksa tek eli belindedir. Diğeri yakındaki sopa ya da taşı kapmak için alesta. Zaten kuru, kemikli ellerini sopa gibi kullandığı bilinir. Dili, elinden de beterdir. Onun taktığı lakap sümük gibi yapışır, çıkardığı dedikodu yuva yıkardı. Firdevs’ten korkmayan, ya kasabaya yeni gelmiş bir densiz ya da kıçına huzur batmış bir gafildi.

Oyun yeri, 60’lı yıllarda her kasabada bulunan ve akşamları eşrafın, memurların buluştuğu Şehir Kulübüdür. Kurulduğundan beri müsteciri Kıl Davud’dur. Kıl Davud’dur candarma komutanları ve eşrafla arası her zaman iyidir. Yeni gelen komutanı, yerini ısıtmadan ilk o ziyaret ederdi. Kulübün arka sokağa açılan zula kapısından mı yoksa Davud’un hatırına mı bilinmez, baskınlardan hep eli boş dönerdi candarmalar. Hâlbuki odada asılıdır cigara dumanı ve sandalyelerde henüz soğumamıştır kıçların sıcaklığı.

Büyük oyunlar İzmir’de oynanır. Ragıp, İzmir oyunlarında iyi bir voli vurduysa kulak üstüne yatardı bir zaman. Fakat kıçı kaşınan, cüzdanı şişen İzmirli kumarbazlar özel arabalarıyla rövanş için kasabaya damlardı haftası dolmadan. Gün batarken Kulüp yakınlarında park etmiş Oldsmobil ya da Chevrolet’ler akşamki büyük oyunun habercisiydi. Kıl Davud’un çırağı ile haber salınır, gelsin diye. Kasten gecikir, bekletilince kumarbazların hırslandıklarını bilirdi.

Evde cıgara içemez, çünkü tıknefestir anası. Çıkar çıkmaz yakar Harman’ı. En birinci cigaradır Harman. Mis gibi kokar meret. Kefalci Memet bilir o saati. Köşe başında bekler ve Kulübe yaklaşırken atacağı en az üç nefeslik izmariti havada kapardı. İzlendiğini bilir, şans getirsin diye paketten bir tane çekip ardına bakmadan geriye atardı. Memet, onu da havada yakalar, “Şeytanın bol olsun Ragıpabii!” diye hayır dualar ederdi.

Kışın mor, yazın tütün rengi takım elbise giyerdi. Gömleği beyaz ya da kremdir; üstten iki düğmesi açık. Ayakkabılar iki renkli: siyah ve beyaz. Son moda İtalyan ya da Fransız. Zaten onun için moda batıdır batı. Yirmili yaşların sonundaki zindeliğine uygundur giysileri. O gömlekleri, pantolonları kömürlü ütüde nasıl öyle güzel ütülediğini Firdevs sır gibi saklardı.

Dikkatinizi Çekebilir;  Ara Güler Hatıra

Elleri ve sağ elinin serçe parmağında taşıdığı şövalye yüzüğü en büyük sermayesiydi. Kendi beyanı; 35 gram som altınmış. Kehribar tespihi, ağızlığı her daim. Alametifarikası şövalye yüzüğü ise oyundaki son kozudur.

Kâğıt karmayı, saklamayı, tırnaklamayı, yüz okumayı askerde koğuş arkadaşı Ayan’dan öğrenmiş. Ayan’ın asıl adı Ayhan’mış. Ayan Trakyalı olduğundan kendi ismini asla söyleyemezmiş. Bu yüzden arkadaşları ona hiç Ayhan demezlermiş. Ayan mı onu, o mu Ayan’ı keşfetti bilinmez ama ustasını fersah fersah geçmiştir. Elleri, değme piyanistleri kıskandıracak kadar zarif ve kıvraktır. Viyana’da doğsa piyano virtüözü olacakken burada kumarbaz Kıranta Ragıp olmuştur geçim derdinden.

El ona geçtiğinde kâğıdı nasıl kardığını, kurduğunu, nasıl dağıttığını görmek için para kaybetmeye razı oyuncular vardı. Hileyi önlemek için kâğıdı iki kere kesmek isteyenlere bile itiraz etmez, çünkü kesilen yeri el çabukluğu ile yine istediği yere denk getirirdi.

Pek bilinmez ama 71 darbesi solculardan sonra en çok Kuru Firdevs’in hanesini vurmuştu. Sendikalar, dernekler kapatılırken Şehir Kulübü de candarma marifetiyle mühürlendi. O kocaman kırmızı mühür, Kuru Firdevs’in değirmenine giden suyu şak diye kesti.

Üç gün, beş gün, bir hafta, bir ay. Hazıra dağ mı dayanır?

Yıllardan sonra ilk kez kasaba otobüsüne bindi İzmir’e gitmek için. Fiyakası bozuk, canı sıkkındı. İzmirli kumarbazların ayağı, Ragıp’ın kısmeti kesilmişti. Gecelerin baykuşu serçeye benzedi. Kısmetini aramalıydı. En arkaya oturup cama döndü yüzünü.

Bir hafta görünmedi. Normaldi bu. Örfi idare kimseye nefes aldırmıyordu. İkinci hafta kapılarda bekledi Firdevs, süzgün. Üçüncü hafta akşamüzerleri İzmir’den gelen otobüsü Çarşıbaşı’nda gözler oldu. Konu komşu, biraz hayrına, biraz çocuklara acıdığından çörektir, börektir koltukladılar sırayla. Firdevs de bu iyiliklerin altında kalmadı elbet; kimseye sövmedi, laf sokmadı, dedikodu yapmadı uzun zaman. Dilini ısırdı, köreltti bir gözünü konu komşu hatırına.

Bir akşamüzeri, en son Ragıp indi otobüsten. Söbü suratı iyice süzülmüş, gözaltları torbalanmıştı. O jilet gibi ütülü mor pantolonu soba borusuna, fiyakalı ceketi yer bezine dönmüştü. Elleri ceplerinde hızlı adımlarla eve ulaştı. On beş gün evden çıkmadı.

Sonra sonra, eski mekânı ve ustası Namık’ın kahveye gelir oldu akşamları. Artık sır değildi; son oyunda alametifarikasını ütülmüştü. Cigara üstüne cigara içti çayın yanında. Bazen dalıp, usul usul serçe parmağındaki boşluğu okşadı.

Belki bugün açılmıştır umuduyla her gün Kulübün önünden geçti. Uzun uzun kapıdaki kırılmaz kırmızı mühüre ve Kulübün kirli camlarına baktı. Dört kocaman ay geçti, kapı duvar.

Askıcılığa dönmek züldü. Geceleri, son müşteri çıkınca gözünü gözlerine dikip her defasında örfi idareyi sorar oldu. Kahveci Namık kibar adam, yüzlemedi, terslemedi. Severdi Ragıp’ı. Sayılı gün geçer diye diye teselli etti kapatırken ocağı. Sonunda o da şişti.

– Usta be, ne zaman kalkacakmış bu örfi idare?

– Ne bileyim len ben, müneccim boh’ mu yedim!

 

Yusuf YILDIZ

 

Tepkinizi Gösterin
like - KIRANTA RAGIP BEY
love - KIRANTA RAGIP BEY
haha - KIRANTA RAGIP BEY
wow - KIRANTA RAGIP BEY
sad - KIRANTA RAGIP BEY
angry - KIRANTA RAGIP BEY
E0E8ADDA EEDD 46A8 99D6 14F760EE81CB - KIRANTA RAGIP BEY
You have reacted on "KIRANTA RAGIP BEY" A few seconds ago

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz