Amerikalı

2
416
Amerikalı
Amerikalı

Adının Yüksel bulunduğunu bir çok insan öldükten sonrasında öğrendi.

Hepimiz ona “Amerikalı” derdi.

Cihangir’de Firuzağa Camii’nin şadırvanının dibinde, rüzgârlı bir kavşakta bir iskemlenin üstünde yaşardı.

Senelerdir.

Sabah erkenden gelip oturmuş olduğu o iskemleden hava karardıktan sonrasında kalkar, başka bir semtteki yoksul odasına uyumaya giderdi.

80’lerde belirmişti mahallede.

O zamanlar 40’larının başlangıcında kuvvetli güçlü dağ benzer biçimde bir adam…

Hamallık yapardı.

Cihangir sokaklarında onu sırtında bir buzdolabı, kanepe, soba… oradan oraya sağlam adımlarla giderken görüp dururdunuz.

Asansörsüz yüksek apartmanların en üst katlarına asla söylenmeden tırmanır, işini hep güler yüzle yapar ve konuşmalarının içinde İngilizce cümleler kurar, İngilizce kelimeler sıkıştırırdı.

Uzun seneler ABD’da yaşamıştı. O yüzden Amerikalı denirdi ona.

Bir rivayete gore ABD’da silahlı bir soygunda karısını ve çocuğunu kaybedince… Aklını da birazcık kaybetmişti.

Her nede olsa Cihangir’e gelmiş ve caminin şadırvanında kendisine bir seviye kurmuştu.

Orada, yaşamın hem içinde hem de kıyısında, kendine ilişkin bir dünyada yaşıyordu.

Çevresinde mahallenin kedileri ve köpekleri…

Yiyecek parasını hamallık yaparak çıkarıyor, artakalan parayla hayvanların karnını doyuruyordu.

Konuşmayı pek severdi. Hoşsohbetti. Hem de nüktedan ve güler yüzlü.

Müthiş bir hafızası vardı. Her şeyi fakat her şeyi hatırlardı.

Lakin geçmişiyle ilgili şey sorarsanız… Susardı.

Sırtında, anlatmadıklarından dev gibi, ağır bir yük…

Konuşkanlığı ve suskunluğu arasındaki o derin uçurumda kim bilir neler saklardı.

Hep varmış ve asla yok olmayacakmış benzer biçimde, semtin tam kalbinde, her insanın gözü önünde, kendine ilişkin sırlarla dolu bir yaşamı 40 yıla yakın bir süre usulca sürdürdü.

Son yıllarda yaşlanmış, yorulmuş, hastalanmış ve artık çalışamaz hale gelmişti.

Tüm mahalleli ona sahipleniyordu.

Tedavisini yaptıranlar, kalabileceği bir oda bulanlar, üzerine başına giyecek verenler, yemesini içmesini üstlenenler…

Dikkatinizi Çekebilir;  Emel Sayın Konu Alıyor

Hepsine minnettardı. Başına gelen hiçbir şeyden yakındığını duymazdınız.

Ilkin gözlerinde belirip sonrasında tüm çehresine yayılan derin bir gülümseme, “Dostlarım var benim, dostlarım. Her ihtiyacımı karşılıyorlar. Hiçbir şeyim noksan değil” der, içten bir memnuniyetle bahsederdi hayatından.

Mahalle esnafından Esat Ayhan’ın tanımladığı benzer biçimde bir “çağdaş süre evliyası”, gerçek bir “sufi”ydi ve hem de da “Cami avlusuna bırakılmış devasa bir çocuk”tu sanki.

Hiçbir şeyden yakınmazdı. Asla hiç kimseye fenalık yapmamıştı. Fazlaca azla yetinirdi. Sonsuz bir hoşgörüsü ve cömert bir sevgisi vardı.

Cihangir’in bu sıradışı ve esrarengiz sokak insanı…

Öldü.

Bu yazı yazıldığı sıralar… mahallede hüzünlü bir telaş.

İnsanlar onu, şadırvanını kendisine konut bellediği camiden şimdi sonsuzluğa uğurlamaya hazırlanıyorlar.

Gün boyu üstünde oturmuş olduğu tek kolu kırık sandalye musalla taşının önüne getirilmiş.

İskemlede, fotoğraf olarak basılmış güleç sureti ve kim bilir mahalleyi asla terk etmeyecek neşeli hayaleti.

Omuzlarda taşınan tabutun içindeyse artık terk etmiş olduğu çileli bedeni.

Esnafından halkına, büyük bir kalabalık onu hüzünle uğurlarken hepimiz bu şekilde hususi bir insanla paylaşmış olduğu onca senenin kendince muhasebesini yapıyor.

Ve muhtemelen hepimiz kendine aynı suali soruyor:

Evlerde yaşayanlar ve sokaklarda yaşayanlar aslen neyi paylaşırlar?

Ölüm tamam da, yaşam bir garip.

Mine Söğüt

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz